الله اكبر....
  Selami Yurdan
 



Selami Yurdan
Bosna,İlyaş
22 Ağustos 1992


Benimle Birlikte Olmaya Hazır mısın ?

Sen ! Gözyaşını silerek devrilmeye

Vurulup , kanlar içinde dönmeye

Sevdiğini ve sevdiklerini terketmeye

Benimle birlikte olmaya hazır mısın ?

X   X    X

Kanlar içinde boğuşup dövüşmeye

Kanayan yaranı, karlarla dağlamaya

Olmaz olsun bütün emperyalizm demeye

Benimle birlikte olmaya hazır mısın ?

X   X   X

Ey Sen ! Gecelerini uykusuz sabah

Gündüzlerini, gecesiz gün

Halk içinde Hak için, sabahsız uykuya yatmaya

Benimle birlikte olmaya hazır mısın ?

 

Evet, Selami Yurdan kardeşimiz, bizleri birlik olmaya, vahdete çağırıyordu. Şehadetinden çok önceki aylarda yazdığı bu şiirinde, sanki kendisini resmediyordu. Türkiye’nin meydanlarında “Halk içinde hak için” “Olmaz olsun bütün emperyalizm” diye haykırıyordu. Emperyalizme ve uşaklarına karşı mücadelesini Bosna Cephemizde sürdürmek için yola koyuldu Selami. Yüce Rabbinin Nisa suresi 75. ayetinin bir muhatabı olarak, Bosna’daki müslüman kardeşlerinin, bacılarının, çocukların feryadına kulak verip, yardımına koştu :

“Size ne oldu ki Allah yolunda ve; ‘Rabbimiz bizi şu, halkı zalim (olan) şehirden çıkar, bize katından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver !’ diyen zayıf erkek, kadın ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?”

Şehid Selami Yurdan’ın şehadetine vesile olan operasyonda, birlikte olan arkadaşı Ufuk, 1992 yılında Tevhid dergisinde yapılan söyleşide, şehadet olayını şu şekilde anlatıyordu :

Selami ile bizimi gidişimiz, yolculuğumuz problemli oldu, ancak 16. gün, Bosna’ya varabildik. Fakat aramızda, hiç bir problem olmadı. Yani düğüne gider gibi, gittik, Allah’a şükür. Selami yolda, Türkiye’de sohbetlerde konuştuğumuz gibi, Türkiye’deki cemaatler hakkında bir saat bile konuşmadık. Ve Selami şunu söylüyordu : “Arab kardeşlerle konuştuk, görüştük. Selami derdi ki “Onlar müslüman olmasalardı, evini, barkını bırakıp buraya gelmezlerdi. Ben Arab mücahidlerden birini tanıyorum, 4 tane çocuğu vardı.”

Araplardan onlarca kişi şehid oldu, samimi kişilerdi. Konuşmalarımız, Bosna’ya girince kesildi. Artık hiç konuşmuyordu. Daha sonra eğitime gittik. Orada bir Türk arkadaş vardı, vurulmuştu. Arapların yanında, bir operasyonda yaralanmıştı. O’nu gördüm. Ben daha evvelden O’nu tanıyordum, dedim ki ; bizi Arapların yanına götür. O da dediki “ Visoko’da büyük bir harekât yapılacak.” Özellikle Selami “Biz oraya gidelim.“ dedi. Biz üç gün orada kaldık. Ondan sonra, O tutturdu “illa oraya gidelim. Orda cihad var, biz oraya gidelim.” Biz ise “Türbe cephesine gidelim“ diyorduk . O cephede, o kadar büyük çatışma olmuyordu. Ben cephede bulunan Araplara haber yolladım. Araplar bizi çağırdılar. Biz oraya gittik. Bir gün silah atışı yaptık. O akşam yattık, sabahleyin yola çıktık. Selami’nin, haleti ruhiyesinde, büyük bir değişme vardı. Yolculuk boyunca, doğru dürüst konuşmamıştı. Sabah üçte yola çıktık. Saat onbirde, cepheye yakın bir yere vardık. Orada bir gün dinlendik. Selami, oradaki çocuklara ilahi söyletiyordu. Boşnaklar ilahiyi çok severler. Bayram Doçe diye bir ilahi var. Yunus Emre’nin, Bayram Geldi ilahisini Boşnakça’ya çevirmişler. Selami, onlara bu ilahiyi söyletiyordu. Bir saat falan onlara bu ilahiyi söyletti. Hatta şehid olduktan sonra, O’nu tanıyan çocuklar “Bu Bayram Doçe, Bayram Doçe” diyorlardı. İkinci günün gecesinde, saat üçte kaldırıldık ve cepheye gittik. Önümüzdeki sırada, Boşnaklar vardı. Bizler 50-55 kişi civarındaydık. Biz oradan operasyona gittik. Saat 7.00 civarında operasyon başladı. Biz, operasyon sırasında, ayrılıp Sırplar’ın arasına girmişiz. Biz, zaten nereye gittiğimizi, çıktığımızı bilmiyorduk. Selami devamlı olarak “Arkadaş ! Biz buraya şehid olmaya geldik” deyip, şu ayeti okuyordu “İnna Lillahi ve İnna ileyhi raciun” Dünya kelamı olarak, sadece bir kere, bana “Hadi Ufuk yürü !” dedi. Daha sonra, ağzından, bir tek dünya kelamı dahi çıkmadı. Bir yerden üç dört defa gidip geldik. Ben buna bir anlam veremediğim için ‘Niye böyle oluyor ?’ dedim. O “No problem, Cihad-ı Fi Sebîlillâh” diye cevapladı. O arada yanıma bir Boşnak gurubu geldi. İlerlenecekti. Selami , bana “Hadi Ufuk yürü !” dedi. Söylediği son dünya kelamı da bu oldu. Ben onların arkasına geçtim. Benim önümde bir arkadaş, onun önünde de Selami vardı. Aramızda en fazla on metre vardı. Biz mevzi aldık. Üzerimize, sağ tarafımızdan, doğu tarafından, ateş ediliyordu. Bulunduğumuz yer ormanlıktı ve yerde, tam dört parmak kalınlığında kuru yapraklar bulunuyordu. Bastığımızda kayıyorduk. Doğu tarafımızdan sürekli ateşe devam ediliyordu. Önümüzde mayınlı bir bölge olduğunu önceden biliyorduk. Buradan geriye doğru çekiliyorduk, tam o sırada mayınlı bölgenin Sırp tarafından, bizim bulunduğumuz bölge, ağır silahlarla taranmaya başladı. Tam o esnada ben Selami’nin tekbirlerini duydum. Selami vurulduktan sonra, arka arkaya 5 kere tekbir getirdi. Daha sonra gördüğümüzde bir kurşunla vurulduğunu anladık. Kurşunu yedikten sonra, kalan son gücüyle beş defa tekbir getirdiği anlaşılıyordu. Yanımdaki arkadaş bana bağırdı “Ufuk ! Selami vuruldu. Git O’nu al !” Ben hemen yerimden fırladım. Vurulduktan sonra geriye doğru yamaçtan yuvarlanmıştı. Yanına ulaştığımda, yüzüstü yatıyordu. Karın boşluğndan tek kurşun yemişti. Kurşun, girdiği yerin tam arkasından çıkmıştı. Ruhunu Allah’a teslim etmişti. Biz üzülmedik, bilakis sevinmiştik. Ben Selami’yi aldım, geri hatlarımıza doğru götürüyordum. Arkamızdan yaylım ateşine devam ediyorlardı. Aramızdan yüzlerce kurşun geçiyordu. Etrafımıza havan mermileri düşüyordu. Yaprakların üzrinden kaya kaya gidiyorduk. Üzerimize sürekli olarak ateş ediliyordu. İki kişi , kol ve bacaklarından yaralanmışlardı. Ama şehid olmak sadece Selami’ye nasib olmuştu.Daha sonra doktorlar, kurşun bacaklara giden ana damarı parçalamış, yoksa tek kurşunla ölmez, dediler. Saldırdığımız bir Sırp kasabasıydı. Sırplar da çok büyük kayba uğramışlardı. Selami bu şekilde şehid oldu. Konuşmadı, son sözü de, tekbir olmuştu. Bir çok arkadaş vardık. Fakat tek vasiyet eden O’ydu. Silahlı olarak fotoğrafının çekilmesini istemiyordu. Daha önce gömüleceği yeri göstererek “Beni buraya gömün” demişti.”Beyazıt’ta benim için, cenaze namazı kılın”  diyordu. Terlikler almıştı ve “Bunları benim kardeşime götür “ demişti. “Sigaralarımı da içmeyin, onları Türkiye’ye geri götürün“ demişti. Yani tek vasiyette bulunan Selami olmuştu. Herhalde kendisine malum olmuştu.

Selami, vasiyeti üzerine Travnik şehrinde bulunan, Osmanlı’dan kalma Hacı Ali Baba Camii mezarlığına gömdük. Defin olayı bittikten sonra, birden yağmur yağmaya başladı. 84 gündenberi yağmayan yağmur, akşama, hava kararana kadar devam etmişti. Bir daha da yağmadı. Ümmete mübarek olsun.

Selami, şehadetinden önce, vasiyetinde istediği gibi, İstanbul-Beyazıt Meydanı’nda gıyabi cenaze namazı kılındı. 28 Ağustos 1992 Cuma Namazı sonrasında; şehadetinden önce nice kereler bu meydanda “Şehidler Ölmez !” diye haykıran Selami için; onbinler toplanmış “Şehidler Ömez ! Şehid Selami - Yolun Devam Edecek !” sloganları arasında vasiyeti yerine getiriyordu. Şehid Selami’nin muhterem babası Ferman Amca, bu sloganlar arasında megafondan, on binleri şu veciz sözleriyle gözyaşlarına boğuyordu: “Selami’nin düğününe hoş geldiniz. Bu gıyabi cenaze namazını oğlum Selami’nin düğün merasimi olarak kabul ediyorum. Ey nufus kağıdında İslam yazanlar, bu dava hepimizin davasıdır. Ben bu gün oğlum Selami’nin Bosna-Hersek’te şehid olmasının gururunu taşıyorum. Benim bir Selami’m gittiyse, geride daha beş Selami’m var. Şehidlik Cenab-ı Allah’ın lutfudur. Eğer beş yüz oğlum değil, beş milyon oğlum olsa bile, onları da Allah yolunda feda etmeye hazırım. Davamıza hep birlikte sahip çıkalım.”

Kaynak:Fatih Akıncıları
 
  Bugün 2 ziyaretçi (60 klik) kişi burdaydı! Bu Sitenin Tüm Hakları Helal Olsun.  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=